İnatla İzmir, Ama Ne İnadı?

Sigaramı yakıp yine canımı sıkan bir şey hakkında iki çift laf söylemek istiyorum. Belki görmüşsünüzdür, facebookta geçen haftadan beri “patır patır” İnatla İzmir diye bir video yayınlanıyor. Videoyu hazırlayan İzmir Reklamcılar Derneği, anladığımız kadarıyla reklam piyasasındaki İstanbul & İzmir yarışına inat İzmirdeyiz imajı vermiş. Belki bunu bile kastetmemiştir, ben direk düz mantık bunu algılayabildim. Ama bir şeyler öyle olmuyor sanki…

Read More »

web 2.0 ajanslarına açık mektup!

Sevgili İstanbul ajansları, onların beyin ekibi, art direktörleri, ve muhattapları;

Geçen 4 ayda benim internet hayatıma kabus gibi çöktünüz. Bunu daha önce söyleyen olmuş muydu? Yıl sonuydu, markalar bütçelerini bitirmek adına onlarca çöp proje üretmiştiniz hani? Hatırladınız değil mi?

Önce reklam ajansı ayağınızda iğrenç televizyon reklamları çektiniz. Yetmedi, Şahan Gökbakarı tekrar alakasız Turkcell reklamlarında oynattınız. O da kesmedi, yine Nil ‘den medet umdunuz. Kumandadan kapatabiliyoduk sizi, bu sefer de ekşi sözlükten facebook’a kadar web ajanslarınız sardı etrafımızı.

Read More »

Nice dream

Güzel bir yaşam nedir? Bunun hayalini kurmak bile güzel geliyor ve yetiyor çoğu zaman.

Hayatımda yapamadıklarıma baktığım zaman hala hiç bir şey yapamadığımı düşündüğüm çok oluyor. Güzel bir tatil düşüneyim mesela… Hala akdenizden öteye tatil yapmaya gidemedim. Tatil dediğim de, öyle spa’sı tam pansiyonu bile değil oysa. Yine de yapamadım. Bir Tokyo’yu fotoğraflardan ve google maps üzerinden ziyaret ettikten sonra, gidip “oss!” selamı veremedikten sonra tatil mi yapmış olurum hiç.

Bu Japonya belki 4 senedir takındı oldu ben de, interrail gibi her yaz sonu gidiyorum ama gitmek bir yana planınından öteye gidemedi hiç, hep lafta kaldı. Bu da bana kendime “hep laftasın” diye kızmama sebep oldu. Gönül ister ki bahanem maddi olanaksızlıklar olsun. Ama o da olamadı, hep birileri “şu sigarayı bıraksan şimdiye 2 kere gidip gelmiştin” tarzında yaklaştı, tiksindim. “Onlar ingilizce bilmiyor ki” dediler, sanki çok umrumdaymış gibi. Gerçekten umrumda mı? Ben hep şöyle bir hayal kuruyordum oysa; indim, yerleştim ve attım kendimi sokaklara. Elimde harita (bu işin edebiyat kısmı, navigasyon diye bir şey var) adım adım gezmek bana yetecekti. Okuduklarımdan ziyade aylak aylak gezmek. Amaçsızca, şuursuzca. Herkesin yüzüne bakıp sırıtmak, alkol almadan (durabilirsem) sarhoş olmak buydu belki. Hem de uçakta öğrendiğin toplasan elli kelimeyi geçmeyecek japoncanla.

Read More »

Business networklerin kullanımı, farkı

Öncelikle şunu açıklama getirmek isterim. Ben de senin gibi nerede türkçe nerede ingilizce kelime kullanacağımı bilemeyenlerdenim. Bu konuda beni yargılamanı da istemem, şimdi tutupta iş ağlarının önemi yazınca bana pek manidar gelmiyor. “Dilinizden utanmayın” geyiklerini daha sonra yapacağız. Şimdi sırası değil…

Şu internete yıllarını vermiş, yıllarını vermiş epey arkadaşı olan iyi bir bağımlısı olduğumu düşünüyorum. Şans eseri de mesleğim de bununla ilgili ve ben vakit geçirmekten gerçekten keyif alıyorum. Hep söylerim -düz adam olduğum anlarda tabii ki-, bir mimarlık gibi zor değil bizim meslek. Onların başarıya ulaşması için “elle tutulur” bir bina dikmeleri gerek. Fakat internetle ilgili yazılım ya da görsel bir hizmet sunuyorsan bu direk çürür. Yapacağın tek bir proje ya da açacağın tek bir internet sitesi, belki de kodlayacağın anlamsız bir program/yazılım seni ihya edebilir. Ama yaptığın şeyi duyurmak, ya da kendini tanıtman da gerek. Tutma potansiyeli olan bir projen gerekli kitlelere ulaşamadığı için hiç olabilir. Ya da tasarımda çok iyisindir, çalışacak güzel bir yer bulamıyorsundur.

Read More »

Twitter Modası, Yararları

Sosyal medyanın ve hatta popüler internet kültürünün son çıkış yapan sitesi (en azından sonunda Türkiye için) twitter’ı herkes çok sevdi. Ya da daha samimi olalım, herkes twitter’da olmak istiyor! İstiyor ama, durum sadece şuradayım, şuradaydım, şunu yapıyorum’dan ibaret mi? Kesinlikle değil. Bunu kanıtlamak adına bir iki söyleyecek lafım var, buyrun.

Öncelikle hala kullanmayanlar-bilmeyenler için twitter’dan bahsetmek gerek. Bunun için Burak Bayburtlu’nun “Herkes İçin Twitter Rehberi” yazısını okuyabilirsiniz, teknik ve kullanım olarak açıklanabilecek her şeyi gayet net açıklamış Burak.

Şu sıralar çokça rastlıyorum etrafta “aman bir halt yokmuş bunda” diye sitemleri. Üye olup uzaklaşan kitle sitemlerini yani. Twitter bağımlısı olduğumdan değil ama, rahatsız ediyor. Anlıyorum, sonuçta facebook gibi saatlerce vakit geçirecek bir mecra değil ama iletişim ve bilgi yönünden inanılmaz güzel.

İletişim ve bilgi dedim, açayım biraz konuyu.

Düşüsenize, çalıştığım sektördeki örnek aldığım ya da başarılı bulduğum kişileri takip edebiliyorum. Bu takip tabiki ne içtikleri ne yedikleri değil, iş babında. Bir sorunla karşılaşabiliyor o kişi ve direk çözümünü paylaşıyor. Ya da yeni bir haberin, yeni bir hizmetin duyurusunu yapıyor. Kendini yorumunu, kendi gözlemini aktarıyor. O kişinin tuttuğu blogu güncellemesini beklemeden, anlık olarak ulaştığın bir bilgi bu. Bilgiye ulaşım sürecini hızlandırıyor kısaca. 140 karekter’de kısa ve öz istenileni alabiliyorsun.

Şahsen bu yukardaki gibi hedef kişileri takip etmekten zevk alıyorum. Örneğin ben Serdar Kuzuloğlu’nu sevsem de onun fasıl fotoğrafları ilgimi çekmiyor, böyle bir handikapı da var. Ya da Ayşe Bali’den aile notları değil de iş yaşamıyla ilgili gelişmeler bekliyor insan. Tabi bunlar benim beklentilerim. Böyle olması gerekmiyor, filtreleyerek takip ediyorum en azından bu kişileri.

İki hafta önce Berlusconi’ye gerçekleşen saldırıyı ben direk Mirgün Cabas’tan duydum mesela. O sırada aklımda bu yazı olduğundan, hemen ntvmsnbc ve sözlüğe de baktım ama buna dair bir bilgi yoktu. Kaynak BBC, ama Mirgün bu eğlenceli haberi anında ulaştırdı, nitekim ben de takipçisi olarak hızlıca öğrendim. Burnum uzadı mı? Tabiki hayır, bu bir hız bakımından iyi bir örnek.

Reklamcılık sektörüne de ilgi duyuyorum. Reklamcı değilim, pazalama gurusu da değilim. Ama İstanbul’da gerçekten başarı olmuş art direktörleri ve pazarlama gurularını takip edebiliyorum. Kafama takılan soruları onlara direk sorabiliyorum, bazen yanıt alıyorum bazen de arada kaynıyor. Normalde bu mümkün mü? En iyi ihtimal mail atacaksın adresi bulup, o da geri dönerse. %1? En iyi ihtimal! Zor bir iletişim yolu iki taraf içinde. Twitter, bu süreci inanılmaz kolaylaştırıyor işte.

Hatta öyle ki geçen haftalarda entourage dizisini izledim ve koca 6 sezonu şıp diye bitirdim. Çokta beğendim, eğlenerek izledim. Hemen Ari Gold karekteri yani Jeremy Piven’ı twitter’da takibe aldım. Yeni bir film çıkarmış, onun haberini öğrendim. Bir harikasın tweeti attım, rahatladım. Bunda bile iyi ki varsın twitter diye düşündüm işte.

Özetle, twitter ne amaçla kullanıcağına karar verirsen oldukça yararlı bir sosyal ağ. Bunu yapamıyorsan, haklısın pekte ilgi çekecek bir şey yok. Ama onun dışında, ben bu kafayla marangoz olsam yine mobilya/dekorasyon bloglarındaki yazarları takibe alır iletişim kurardım diye düşünmüyor değilim.

Bu arada sen zaten üyeysen, beni de takip etmek isteyebilirsin.