bu şiire mutlaka bu sayfada yer vermem gerekirdi;
there’s a bluebird in my heart that
wants to get out
but i’m too tough for him,
i say, stay in there, i’m not going
to let anybody see
you.
there’s a bluebird in my heart that
wants to get out
but i pur whiskey on him and inhale
cigarette smoke
and the whores and the bartenders
and the grocery clerks
never know that
he’s
in there.
there’s a bluebird in my heart that
wants to get out
but i’m too tough for him,
i say,
stay down, do you want to mess
me up?
you want to screw up the
works?
you want to blow my book sales in
europe?
there’s a bluebird in my heart that
wants to get out
but i’m too clever, i only let him out
at night sometimes
when everybody’s asleep.
i say, i know that you’re there,
so don’t be
sad.
then i put him back,
but he’s singing a little
in there, i haven’t quite let him
die
and we sleep together like
that
with our
secret pact
and it’s nice enough to
make a man
weep, but i don’t
weep, do
you?
c.b
Güzel bir yaşam nedir? Bunun hayalini kurmak bile güzel geliyor ve yetiyor çoğu zaman.
Hayatımda yapamadıklarıma baktığım zaman hala hiç bir şey yapamadığımı düşündüğüm çok oluyor. Güzel bir tatil düşüneyim mesela… Hala akdenizden öteye tatil yapmaya gidemedim. Tatil dediğim de, öyle spa’sı tam pansiyonu bile değil oysa. Yine de yapamadım. Bir Tokyo’yu fotoğraflardan ve google maps üzerinden ziyaret ettikten sonra, gidip “oss!” selamı veremedikten sonra tatil mi yapmış olurum hiç.
Bu Japonya belki 4 senedir takındı oldu ben de, interrail gibi her yaz sonu gidiyorum ama gitmek bir yana planınından öteye gidemedi hiç, hep lafta kaldı. Bu da bana kendime “hep laftasın” diye kızmama sebep oldu. Gönül ister ki bahanem maddi olanaksızlıklar olsun. Ama o da olamadı, hep birileri “şu sigarayı bıraksan şimdiye 2 kere gidip gelmiştin” tarzında yaklaştı, tiksindim. “Onlar ingilizce bilmiyor ki” dediler, sanki çok umrumdaymış gibi. Gerçekten umrumda mı? Ben hep şöyle bir hayal kuruyordum oysa; indim, yerleştim ve attım kendimi sokaklara. Elimde harita (bu işin edebiyat kısmı, navigasyon diye bir şey var) adım adım gezmek bana yetecekti. Okuduklarımdan ziyade aylak aylak gezmek. Amaçsızca, şuursuzca. Herkesin yüzüne bakıp sırıtmak, alkol almadan (durabilirsem) sarhoş olmak buydu belki. Hem de uçakta öğrendiğin toplasan elli kelimeyi geçmeyecek japoncanla.
Read More »
Bazı yaptığım ve yapmak istediğim şeyler yukarıdaki iki kelime/soru kadar basit. Bu yapmak istediklerimden garip bir haz aldığım, aynı zamanda da elimden geleni ise yazmak. Çok özlediğim, bir süredir de kafamda yaptığım bir şey. Beynimin içinde böyle düşünürken bir başlık atıp kendime bir şey anlatıyorum. Çok saçma değil mi? Değil. Bir kere alıştın mı bu düşünmelere, her yalnız kaldığında bir şey anlatıyorsun kendine. Ama artık bundan kurtuluyorum sanırım, yine eskisi gibi içimi dökebileceğim bir yerim var artık.
Şu giriş paragrafını tamamladım ya, ondan sonrası çok rahat. Ne yazmam gerektiğinin, ne düşündüğümün, neyi umursadığımın bir önemi kalmıyor yazarken. Herhangi bir edebi kural ya da kıstası da önemsemiyorsan işte o an başlıyor o garip hazzı almak. Endorfin gibi, kafein gibi, nikotin gibi. Buna da bağımlı bu bünye.
…
Yine bir gün eve giderken aklıma geldi. Ya dedim, her sohbeti açıldığında insanlara blog açmayı öneriyorsun. Tasarımcıysa portfolyosunu yapmasını öneriyorsun. Daha yirmili yaşların başında sen nasihat verme delisi oldun, ama uygulamıyorsun. Biri sorarsa nasıl izah edeceksin? Edemezdim. Çeliştim yine kendimle. Sonra dedim ki, eve girip bilgisayarı açtığında yap artık bir tasarım, yine kıstas ve uyum önemseme. Kolay olsun, renkleri sevdiğin gibi olsun. “İstediğin gibi olsun” Bu sefer taslaklarda kalmasın ama, ayda 1 yazı yazsan da bir blog aç artık. Sembolik olsa da aç artık, yazı yok derlerse meşgulum dersin biter. Ama aç yani, kaldır kıçını.
Yaptım bir şeyler, hatta o gece uyumadım sanırım. Yaptım, beğenmedim sildim. Bi tanesini hakikaten beğendim sonra. Ertesi gün söyledim eşe dosta, nasıl olmuş diye? Değiştirdik bazı yerlerini, kafamda tamamı oturmuştu. Sağolsun Sevban‘da inanılmaz destek verdi, wordpress temeline oturttuk bu işi. Artık neler yazacağımı düşünüyordum. Onlar da hazırdı aslında.
Malzemeden bol ne var?
Gerek internette olup bitenler, gerek sosyal medya balonu ve gerçeği (bak bundan güzel yazı dizisi çıkar), diziler ve dizilerdeki karekterlerin analizleri, tasarım ve tabii ki markalar ve hataları. Bunlar ilk aklıma gelenler, hakkında çok şey söylenecek olanlar.
Şimdilik müsaade istiyorum. Daha çok görüşeceğiz, bu sefer daha güzel olacak.
umut diye biri