Öncelikle şunu açıklama getirmek isterim. Ben de senin gibi nerede türkçe nerede ingilizce kelime kullanacağımı bilemeyenlerdenim. Bu konuda beni yargılamanı da istemem, şimdi tutupta iş ağlarının önemi yazınca bana pek manidar gelmiyor. “Dilinizden utanmayın” geyiklerini daha sonra yapacağız. Şimdi sırası değil…
Şu internete yıllarını vermiş, yıllarını vermiş epey arkadaşı olan iyi bir bağımlısı olduğumu düşünüyorum. Şans eseri de mesleğim de bununla ilgili ve ben vakit geçirmekten gerçekten keyif alıyorum. Hep söylerim -düz adam olduğum anlarda tabii ki-, bir mimarlık gibi zor değil bizim meslek. Onların başarıya ulaşması için “elle tutulur” bir bina dikmeleri gerek. Fakat internetle ilgili yazılım ya da görsel bir hizmet sunuyorsan bu direk çürür. Yapacağın tek bir proje ya da açacağın tek bir internet sitesi, belki de kodlayacağın anlamsız bir program/yazılım seni ihya edebilir. Ama yaptığın şeyi duyurmak, ya da kendini tanıtman da gerek. Tutma potansiyeli olan bir projen gerekli kitlelere ulaşamadığı için hiç olabilir. Ya da tasarımda çok iyisindir, çalışacak güzel bir yer bulamıyorsundur.
Devamını oku »
Sosyal medyanın ve hatta popüler internet kültürünün son çıkış yapan sitesi (en azından sonunda Türkiye için) twitter’ı herkes çok sevdi. Ya da daha samimi olalım, herkes twitter’da olmak istiyor! İstiyor ama, durum sadece şuradayım, şuradaydım, şunu yapıyorum’dan ibaret mi? Kesinlikle değil. Bunu kanıtlamak adına bir iki söyleyecek lafım var, buyrun.
Öncelikle hala kullanmayanlar-bilmeyenler için twitter’dan bahsetmek gerek. Bunun için Burak Bayburtlu’nun “Herkes İçin Twitter Rehberi” yazısını okuyabilirsiniz, teknik ve kullanım olarak açıklanabilecek her şeyi gayet net açıklamış Burak.
…
Şu sıralar çokça rastlıyorum etrafta “aman bir halt yokmuş bunda” diye sitemleri. Üye olup uzaklaşan kitle sitemlerini yani. Twitter bağımlısı olduğumdan değil ama, rahatsız ediyor. Anlıyorum, sonuçta facebook gibi saatlerce vakit geçirecek bir mecra değil ama iletişim ve bilgi yönünden inanılmaz güzel.
İletişim ve bilgi dedim, açayım biraz konuyu.
Düşüsenize, çalıştığım sektördeki örnek aldığım ya da başarılı bulduğum kişileri takip edebiliyorum. Bu takip tabiki ne içtikleri ne yedikleri değil, iş babında. Bir sorunla karşılaşabiliyor o kişi ve direk çözümünü paylaşıyor. Ya da yeni bir haberin, yeni bir hizmetin duyurusunu yapıyor. Kendini yorumunu, kendi gözlemini aktarıyor. O kişinin tuttuğu blogu güncellemesini beklemeden, anlık olarak ulaştığın bir bilgi bu. Bilgiye ulaşım sürecini hızlandırıyor kısaca. 140 karekter’de kısa ve öz istenileni alabiliyorsun.
Şahsen bu yukardaki gibi hedef kişileri takip etmekten zevk alıyorum. Örneğin ben Serdar Kuzuloğlu’nu sevsem de onun fasıl fotoğrafları ilgimi çekmiyor, böyle bir handikapı da var. Ya da Ayşe Bali’den aile notları değil de iş yaşamıyla ilgili gelişmeler bekliyor insan. Tabi bunlar benim beklentilerim. Böyle olması gerekmiyor, filtreleyerek takip ediyorum en azından bu kişileri.
İki hafta önce Berlusconi’ye gerçekleşen saldırıyı ben direk Mirgün Cabas’tan duydum mesela. O sırada aklımda bu yazı olduğundan, hemen ntvmsnbc ve sözlüğe de baktım ama buna dair bir bilgi yoktu. Kaynak BBC, ama Mirgün bu eğlenceli haberi anında ulaştırdı, nitekim ben de takipçisi olarak hızlıca öğrendim. Burnum uzadı mı? Tabiki hayır, bu bir hız bakımından iyi bir örnek.
Reklamcılık sektörüne de ilgi duyuyorum. Reklamcı değilim, pazalama gurusu da değilim. Ama İstanbul’da gerçekten başarı olmuş art direktörleri ve pazarlama gurularını takip edebiliyorum. Kafama takılan soruları onlara direk sorabiliyorum, bazen yanıt alıyorum bazen de arada kaynıyor. Normalde bu mümkün mü? En iyi ihtimal mail atacaksın adresi bulup, o da geri dönerse. %1? En iyi ihtimal! Zor bir iletişim yolu iki taraf içinde. Twitter, bu süreci inanılmaz kolaylaştırıyor işte.
Hatta öyle ki geçen haftalarda entourage dizisini izledim ve koca 6 sezonu şıp diye bitirdim. Çokta beğendim, eğlenerek izledim. Hemen Ari Gold karekteri yani Jeremy Piven’ı twitter’da takibe aldım. Yeni bir film çıkarmış, onun haberini öğrendim. Bir harikasın tweeti attım, rahatladım. Bunda bile iyi ki varsın twitter diye düşündüm işte.
Özetle, twitter ne amaçla kullanıcağına karar verirsen oldukça yararlı bir sosyal ağ. Bunu yapamıyorsan, haklısın pekte ilgi çekecek bir şey yok. Ama onun dışında, ben bu kafayla marangoz olsam yine mobilya/dekorasyon bloglarındaki yazarları takibe alır iletişim kurardım diye düşünmüyor değilim.
Bu arada sen zaten üyeysen, beni de takip etmek isteyebilirsin.
Bazı yaptığım ve yapmak istediğim şeyler yukarıdaki iki kelime/soru kadar basit. Bu yapmak istediklerimden garip bir haz aldığım, aynı zamanda da elimden geleni ise yazmak. Çok özlediğim, bir süredir de kafamda yaptığım bir şey. Beynimin içinde böyle düşünürken bir başlık atıp kendime bir şey anlatıyorum. Çok saçma değil mi? Değil. Bir kere alıştın mı bu düşünmelere, her yalnız kaldığında bir şey anlatıyorsun kendine. Ama artık bundan kurtuluyorum sanırım, yine eskisi gibi içimi dökebileceğim bir yerim var artık.
Şu giriş paragrafını tamamladım ya, ondan sonrası çok rahat. Ne yazmam gerektiğinin, ne düşündüğümün, neyi umursadığımın bir önemi kalmıyor yazarken. Herhangi bir edebi kural ya da kıstası da önemsemiyorsan işte o an başlıyor o garip hazzı almak. Endorfin gibi, kafein gibi, nikotin gibi. Buna da bağımlı bu bünye.
…
Yine bir gün eve giderken aklıma geldi. Ya dedim, her sohbeti açıldığında insanlara blog açmayı öneriyorsun. Tasarımcıysa portfolyosunu yapmasını öneriyorsun. Daha yirmili yaşların başında sen nasihat verme delisi oldun, ama uygulamıyorsun. Biri sorarsa nasıl izah edeceksin? Edemezdim. Çeliştim yine kendimle. Sonra dedim ki, eve girip bilgisayarı açtığında yap artık bir tasarım, yine kıstas ve uyum önemseme. Kolay olsun, renkleri sevdiğin gibi olsun. “İstediğin gibi olsun” Bu sefer taslaklarda kalmasın ama, ayda 1 yazı yazsan da bir blog aç artık. Sembolik olsa da aç artık, yazı yok derlerse meşgulum dersin biter. Ama aç yani, kaldır kıçını.
Yaptım bir şeyler, hatta o gece uyumadım sanırım. Yaptım, beğenmedim sildim. Bi tanesini hakikaten beğendim sonra. Ertesi gün söyledim eşe dosta, nasıl olmuş diye? Değiştirdik bazı yerlerini, kafamda tamamı oturmuştu. Sağolsun Sevban‘da inanılmaz destek verdi, wordpress temeline oturttuk bu işi. Artık neler yazacağımı düşünüyordum. Onlar da hazırdı aslında.
Malzemeden bol ne var?
Gerek internette olup bitenler, gerek sosyal medya balonu ve gerçeği (bak bundan güzel yazı dizisi çıkar), diziler ve dizilerdeki karekterlerin analizleri, tasarım ve tabii ki markalar ve hataları. Bunlar ilk aklıma gelenler, hakkında çok şey söylenecek olanlar.
Şimdilik müsaade istiyorum. Daha çok görüşeceğiz, bu sefer daha güzel olacak.
umut diye biri