Nice dream
Güzel bir yaşam nedir? Bunun hayalini kurmak bile güzel geliyor ve yetiyor çoğu zaman.
Hayatımda yapamadıklarıma baktığım zaman hala hiç bir şey yapamadığımı düşündüğüm çok oluyor. Güzel bir tatil düşüneyim mesela… Hala akdenizden öteye tatil yapmaya gidemedim. Tatil dediğim de, öyle spa’sı tam pansiyonu bile değil oysa. Yine de yapamadım. Bir Tokyo’yu fotoğraflardan ve google maps üzerinden ziyaret ettikten sonra, gidip “oss!” selamı veremedikten sonra tatil mi yapmış olurum hiç.
Bu Japonya belki 4 senedir takındı oldu ben de, interrail gibi her yaz sonu gidiyorum ama gitmek bir yana planınından öteye gidemedi hiç, hep lafta kaldı. Bu da bana kendime “hep laftasın” diye kızmama sebep oldu. Gönül ister ki bahanem maddi olanaksızlıklar olsun. Ama o da olamadı, hep birileri “şu sigarayı bıraksan şimdiye 2 kere gidip gelmiştin” tarzında yaklaştı, tiksindim. “Onlar ingilizce bilmiyor ki” dediler, sanki çok umrumdaymış gibi. Gerçekten umrumda mı? Ben hep şöyle bir hayal kuruyordum oysa; indim, yerleştim ve attım kendimi sokaklara. Elimde harita (bu işin edebiyat kısmı, navigasyon diye bir şey var) adım adım gezmek bana yetecekti. Okuduklarımdan ziyade aylak aylak gezmek. Amaçsızca, şuursuzca. Herkesin yüzüne bakıp sırıtmak, alkol almadan (durabilirsem) sarhoş olmak buydu belki. Hem de uçakta öğrendiğin toplasan elli kelimeyi geçmeyecek japoncanla.